Ali Sami Yen

Kasım 7, 2008

2008-09 UEFA Kulüp Sıralaması, Galatasaray

Filed under: Futbol,Galatasaray — eraysozen @ 4:13 pm

Bellinzona, Olympiakos ve Benfica.

Yukarıdaki üç takım ile oynanan dört maçı puan kaybı yapmadan tamamlayan Galatasaray, Avrupa Kupaları’nda tarihinde ilk kez arka arkaya dört galibiyet almış olmakla kalmadı. UEFA Kulüp Sıralaması’nda 87. basamakta başladığı sezon içerisinde 18 sıra birden yükselerek 69. sıraya çıkmayı da başardı.

Galatasaray’ın bu sezon Avrupa Kupaları’nda kazandığı puanların dökümünü yaparak başlayalım, öncelikle:

UEFA Kupası 1. Tur
Bellinzona 3-4 Galatasaray – 2 puan
Galatasaray 2-1 Bellinzona – 2 puan

UEFA Kupası 2. Tur
Galatasaray 1-0 Olympiakos – 2 puan
Benfica 0-2 Galatasaray – 2 puan

# Toplamda, dört galibiyetten dolayı sekiz puanı bulunuyor Galatasaray’ın.

Galatasaray’ın ŞL 3. Ön Eleme Turu ve diğer takımlardan dolaylı yollarla kazandığı puanların da hesaplarını yapalım. Ve Elemeler’deki puanların yalnızca ülke puanına etki ettiğini hatırlatarak devam edelim.

Şampiyonlar Ligi 2. Ön Eleme Turu
Fenerbahçe 2-0 MTK – 1 puan
MTK 0-5 Fenerbahçe – 1 puan

Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu
Partizan 2-2 Fenerbahçe – 0.5 puan
Galatasaray 2-2 S. Bükreş – 0.5 puan
Fenerbahçe 2-1 Partizan – 1 puan
S. Bükreş 1-0 Galatasaray – 0 puan

UEFA Kupası 2. Ön Eleme Turu
Siroki Brijeg 1-2 Beşiktaş – 1 puan
Beşiktaş 4-0 Siroki Brijeg – 1 puan

UEFA Kupası 1. Tur
Beşiktaş 1-0 Metalist Kharkiv – 2 puan
Kayserispor 1-2 PSG – 0 puan
Metalist Kharkiv 4-1 Beşiktaş – 0 puan
PSG 0-0 Kayserispor – 1 puan

Şampiyonlar Ligi G Grubu

Porto 3-1 Fenerbahçe – 0 puan
Fenerbahçe 0-0 D. Kiev – 1 puan
Fenerbahçe 2-5 Arsenal – 0 puan
Arsenal 0-0 Fenerbahçe – 1 puan

# Buradaki hesap, farklı tabii biraz. Toplamda 11 puan gözüküyor.

- Galatasaray’ın katkısı: 8.5 puan
- Fenerbahçe’nin katkısı: 8.5 puan (+3 ŞL bonus puanı)
- Beşiktaş’ın katkısı: 4 puan
- Kayserispor’un katkısı: 1 puan

# Genel toplam, 22 puan. Avrupa Kupaları’nda dört Türk takımı yer aldığından dolayı söz konusu 22 puan, 4′e bölünüyor. 22/4=5.5

# 22 puan, yeni sisteme göre, 0.33 ile değil 0.20 ile çarpılıyor ve ortaya 5.5 x 0.2 = 1.1 gibi bir sonuç çıkıyor.

# Galatasaray’ın toplam puanı da, bu anlamda, 9.1000′e karşılık geliyor.

Büyük resimden sonuçlar çıkarmaya çalışalım.

1. Dün geceye kadar puan sıralamasında Galatasaray’ın üzerinde yer alan takımlardan Rosenborg, Blackburn Rovers, Sampdoria, Sparta Prag, Dinamo Bükreş, Lazio, Lokomotiv Moskova, Feyenoord ve AEK, ülke puanlarını göz ardı edersek, geceyi puansız olarak tamamladı.

2. Galatasaray, dün gece kazandığı 2.1000 puan ile söz konusu takımlardan birkaçını geçerek yedi sıra birden yükseldi.

3. Gecenin sonunda Galatasaray, 76. sıradan 69. sıraya fırladı.

4. Galatasaray’ın yeni basamağında üzerinde yer alan (50. sıradaki Atletico Madrid’e kadar olan) 19 takımdan yalnızca Udinese’nin geceyi puanla kapadığını düşünürsek, devam eden yükselişin 50′li sıralara kadar çıkabileceğini söyleyebiliriz.

5. Grup maçları sonuna kadar Galatasaray’ın gerçekçi hedefi, 32-33 puan arasında kalan Monaco, Paris Saint-Germain, Dinamo Kiev, Beşiktaş ve Sporting Braga gibi takımlara yaklaşmak olabilir. Bu beşliden Monaco ve Beşiktaş, Avrupa Kupaları’nda olmadıklarından dolayı daha keskin hedefler olarak duruyorlar.

6.
Muhtemel bir Metalist Kharkiv galibiyeti sonrası, yukarıdaki iki takımla arasındaki puan farkını üçe kadar indirebilir, Galatasaray.

7. Gruptan 9 veya 10 hatta belki 12 puan ile çıktıktan sonra da ilk etaptaki hedefin ardından 50′li sıralarda kalmak ve 40′lı sıraların sonlarında, bu sezon Avrupa Kupaları’nda yer alamayan takımları zorlamak, Galatasaray’ın yeni hedefi olabilir.

# Daha fazlası için önümüzdeki sezonlarda da konsantrasyonunu devam ettirmeli, Galatasaray. Unutmayalım, iki sezona kadar 1.0750 ve 1.8000 puan toplanılan sezonlar, dikkate alınmayacak. Bu da bize seçme şansı verecek. UEFA Şampiyonlar Ligi’nde, üç ya da dört sezon içerisinde 2. ve 3. torbaya çıkabilmek adına oldukça stratejik puanlar kazanmaya devam ediyor, Galatasaray. Çok ama çok önemli.

Son olarak, önümüzdeki sezon değerlendiremeye alınmayacak 9.1450 puanı (ki 0.20 ile değil 0.33 ile çarpılıyordu, o zamanlar) Galatasaray’ın şimdiden telafi ettiğini hatırlatalım ve bu Avrupa Sezonu’nun keyfini çıkarmaya devam edelim.

2-0: Akıl Futbolu ve Galatasaray

Filed under: Futbol,Galatasaray,UEFA Kupası — eraysozen @ 3:15 pm

Olympiakos maçında oynanan oyun ve alınan galibiyet, Galatasaray’a ”Avrupalı” karakterini kazandırmak anlamında oldukça önemliydi. Öyle ki, Benfica maçına da bu şekilde hazırlanabilecekti, Galatasaray.

Yine de sezon başından bu yana kronikleşen ”haberler” vardı bir kez daha, Benfica öncesi. Sistem adına en kritik isimlerden Harry Kewell ve Avustralyalı oyuncunun bir numaralı alternatifi Aydın Yılmaz, sakatlıkları nedeniyle Lizbon’a götürülmüyorlardı. Mutlaka, Galatasaray’ın bu durumdan eksiklik yaşamasını bekleyebilirdik. Alınacak herhangi bir sonuca direkt etki edebilirdi, Kewell ve Aydın’ın yokluğu.

Teknik direktör Michael Skibbe’nin görünürde üç ciddi seçeneği vardı.

Birinci ihtimal, Arda Turan’ın sağ kanatta kalacağı ve sol kanat rotasyonunun Volkan Yaman ile Hakan Balta ikilisi tarafından yürütüleceği yönündeydi. Dürüst olmak gerekirse, beklenen hamle de buydu. Genel anlamda, istenilen bir tercih olmasa da Skibbe’nin geride bıraktığımız maçlardaki yardımcı fikriydi bu ve aynı formülün denenmesi, sürpriz olmayacaktı.

İkinci ve üçüncü ihtimali birlikte ele alalım. İkinci seçenek, biraz birinci tercihe pek fazla duyulmayan güvenden ortaya çıkmıştı. Harry Kewell’ın yokluğunda, Arda Turan’ın üst düzey performanslar sergilediği sol kanatta görev alması, Benfica’ya zor anlar yaşatabilirdi. Sağ kanat rotasyonu ise, üç oyuncu özelinde paylaştırılmalıydı.

Yaser Yıldız, direkt olarak Arda Turan’ın bölgesine monte edilebilirdi. Ya da Sabri Sarıoğlu, bu bölgeye kaydırılır kendisinden boşalan sağ bek mevkiisine de Serkan Kurtuluş geçebilirdi. Tüm bunlardan bağımsız Mehmet Güven tercihi de olabilirdi, ihtimaller arasında.

Michael Skibbe, yukarıdaki seçeneklerin hepsini bir kenara bıraktı ve oldukça radikal bir karar aldı. Harry Kewell’ın yokluğunda Ümit Karan, kendisine yer buluyordu ilk 11′de. Benfica’nın karşısına, klasik anlamda iki forvet oyuncusuyla çıkacaktı Galatasaray. Yine de bazı farklılıklar olmalıydı. Skibbe, sisteminden taviz vermezdi. 4-2-3-1 devam edecekti, ama nasıl?

Ümit Karan’ın geçtiğimiz sezon üzerine koyarak ilerlediği ve son dönemdeki Fenerbahçe maçında gösterdiği savunma özellikleri, Galatasaray’a farklı bir açılım sağlayabilirdi maç içerisinde. Yine de eksik kalan forvet arkasındaki üçlünün sağ tarafı için ilk aday Milan Baros olmalıydı. İleri uçtaki ana hedef Ümit Karan’dı, sağ kanattaki Milan Baros ile de değişmeli oynayacaktı.

Belki riskli ve sistemi uygulayabilmek adına da tercih edilmeyecek bir seçimdi, ama psikolojik açıdan da içerisinde stratejik kararlar barındırıyordu.

Ümit Karan ve Milan Baros ikilisi ile sahaya çıkmanın, rakipten korkmamak hatta rakibe meydan okumak anlamına gelmesinden öte bir anlamı daha vardı. Skibbe, Benfica maçında çıkardığı kadroyla oyuncularının haftasonu oynanacak Fenerbahçe maçı özelinde akıllarında olan tüm şüpheleri yok ediyor, oyuncular da tamamen Benfica’ya konsantre oluyordu. Takıma Benfica maçını kazanmak istediğini hissettiriyordu, Michael Skibbe.

Kalede Morgan De Sanctis vardı. Savunma kanatlarında Sabri Sarıoğlu ve Hakan Balta, merkez ikilide ise Servet Çetin ile Emre Aşık oynayacaktı. İleri uçta Ümit Karan’ın arkasında Cassio Lincoln, sağında Milan Baros ve solunda Arda Turan. Dizilişi bu şekildeydi, Galatasaray’ın.

Benfica da genel anlamıyla Galatasaray’ın oyun yapısına benzer bir futbol karakterine sahipti. Özellikle deplasman maçlarında David Suazo ve Nuno Gomes arasında bir tercih yapıp hedef oyuncuyu Angel di Maria, Pablo Aimar ve Jose Antonio Reyes gibi isimlerle destekliyordu, Quique Sanchez Flores’in takımı. İç sahada ise durum farklıydı. David Suazo ve Nuno Gomes’den birini feda etmesine gerek yoktu, Benfica’nın. Klasik 4-4-2 ile sahadaydı, Benfica.

Kalede Ricardo Quim vardı. Savunma kanatlarında Maxi Perreira ve Jorge Ribeiro, merkez ikilide ise Sidnei ile Luizao oynayacaktı. Forvet ikilisi David Suazo ve Nuno Gomes’in arkasındaki dörtlünün sağında Angel di Maria, solunda Jose Antonio Reyes, merkezde Hassan Yebda ve Kostas Katsouranis. Yılların 4-4-2′si.

Maç başladığında Galatasaray, oynamak istediği futbolun sinyallerini veriyordu.

Cassio Lincoln ve Ümit Karan ile ilk beş dakika içerisinde çok önemli iki pozisyon birden yakalayacaktı, Galatasaray. Değerlendiremedi, ama buradan ayağa kalkması, konsantrasyonunu bozmadan ipuçlarını gösterdiği ve 90 dakika boyunca uygulanması büyük disiplin gerektiren futbol anlayışını devam ettirebilmesi, çok daha önemliydi.

Milan Baros’un sağ kanatta oynamasını yadırgayabilirdik. Cassio Lincoln’ün savunmaya kadar gelip top çıkarmasını, Arda Turan’ın rakip bacakların altından girip üstünden çıkarak pozisyon almasını, Ayhan Akman ve Sabri Sarıoğlu’nun dünyanın en soğukkanlı futbolcularına evrilmelerini. Ama aslında kabul de etmeliydik. İşte, bu yüzden, sistem takımı olma yolunda adım atıyordu, Galatasaray.

Galatasaray, tüm bunları yapmaya devam ederken Benfica’nın ana düşüncesi, kaleyi gördükleri yerden Morgan De Sanctis’i rahatlatacak şutlar göndermekti. Buna rağmen maçın dönüm noktasında da İtalyan kaleci vardı. De Sanctis, 37. dakikada kalecilerin futbol takımları adına ne kadar stratejik birer eleman olduklarını hatırlattı bizlere, yaptığı inanılmaz kurtarışla.

İlk yarı sona erdiğinde, Galatasaray’ın ikinci yarı için daha şanslı olduğu öngörüsünde bulunabilirdik.

Galatasaray, sezon başından bu yana, birçok maçta sistemin getirdiği açılımlarla önemli sayıda gol atmayı başarmıştı. Trabzonspor ve Gaziantepspor maçlarındaki örnekler, en güncel olanlar. Bu anlamda, ciddi avantajlar yakalamıştı, Galatasaray; ama bu sezonki takımın repertuvarına aldığı kıymetli bir eseri daha vardı.

Daha önceki maçlarda, Galatasaray’ın artık köşe vuruşlarında iyi bir formül yakaladığını söylemiştik. Herkesin görevi belliydi. Galatasaray, söz konusu formülden Trabzonspor ve Olympiakos maçlarında maksimum seviyede yararlanmayı bilmiş ve sistem gollerinin yanına bir de böylesi bir avantajı eklemişti. Dün gece de görüntü farklı değildi.

Cassio Lincoln, 52. dakikada köşe gönderine geldiğinde herkesin görevi belliydi. Emre Aşık, Servet Çetin ve Fernando Meira, ceza alanındaydı bir kez daha. Lincoln’ün arka direğe gönderip Benfica savunmasını zor duruma düşürdüğü topa Servet Çetin yükseldi, boşta kalan topu da Emre Aşık, ağlara gönderdi. Evet, bir karambol golü olabilirdi; ama asla, tesadüf değildi. Sezon başından bu yana sürekli izlediğimiz, takip ettiğimiz bir görüntüydü.

Galatasaray’ın istediği ortam doğmuştu artık. Skor avantajı Galatasaray’daydı. Cassio Lincoln, savunma arkasına atacağı toplarla Milan Baros, Ümit Karan ve Arda Turan’ı pozisyona sokabilirdi.

Skordaki üstünlüğün ardından da Galatasaray, oynamak istediği futbol konusunda tereddüt yaşamadı. İstediği gibi yönlendirdi oyunu. Ve 69. dakikada bu sezonki futbol fikrinin ürünü olan bir gol daha attı. Bu kez sahnedeki isim Cassio Lincoln değildi belki; ama Ayhan Akman, standartların oldukça üstünde bir hareketle ofsayttaki Ümit Karan yerine Arda Turan’ı gördü. Arda da müthiş bir kafa pasıyla Ümit Karan’ı. Sonrası tek vuruş.

Basketbolda üçe bir pozisyonda hızlı hücuma kalkan oyun kurucu, şutör gard ve kısa forvet arasında kurulan üçgene benzetebilirdik, Galatasaray’ın ikinci golünü. Ayhan Akman, tüm sahayı geçen bir pas attı. Ve Arda Turan’ın alley-oop pasını Ümit Karan smaçla tamamlamış oldu.

Akıl Futbolu, bu olmalıydı.

Galatasaray, 2-0′ın ardından skoru artıracak fırsatlar da yakaladı. Özellikle Cassio Lincoln’ün enfes pasıyla rakip kalecinin karşısında kalan Milan Baros’un değerlendiremediği pozisyon, bu başlıktaki en net örnek olarak alınabilir. Daha fazlası olabilirdi, ama Pazar günü öncesi bu da yeterliydi.

Galatasaray, Benfica’nın son şansları kullanmak üzere kaleye geldiği dakikalarda bile pas yapmayı düşündü. Kesinlikle topu uzaklaştırmak ve bir an evvel pozisyonu savuşturmak niyetinde değildi. Savunmada kazanılan topla, rakip bölgeye ulaşma hedefi vardı halen daha, maçın son dakikalarında. İşte, bu anlamda, Galatasaray, lokal rakiplerinden farklıydı.

Kalenin önüne kapanıp bir puan için de oynayabilirdi, Galatasaray ya da mağlup duruma düştüğünde topu uzun mesafelerden rakip ceza sahasına da şişirebilirdi; ama bunlar yoktu yeni sezondaki Galatasaray’ın futbol modelinde. Öyle de olmalıydı. Bu yüzden saygı duyulmalıydı, Michael Skibbe ve ekibine.

Günü kurtarmaktan öte, her maçta, bir sonraki maç için de kullanabileceği sistemler ve danışabileceği fikirler üzerinde çalışıyor bu sezon, Galatasaray.

Bir kez daha, ”Galatasaray, bu sezon yeni futbol modelini sahaya yansıtabildiği tüm maçların favorisidir.”

Bu gerçek, pazar akşamı da gözler önüne serilecektir. Kadro, futbolcu karakteri, psikolojik avantaj ve futbol modeli.

Fazlasına da gerek yok zaten, değil mi?

Kasım 6, 2008

Estadio da Luz, 21.30: Benfica v Galatasaray

Filed under: Futbol,Galatasaray,UEFA Kupası — eraysozen @ 3:05 pm

Galatasaray, uzun bir aranın ardından ilk defa Avrupa Kupaları’nda bir maça ”Avrupalı” olarak hazırlanıyor.

Benfica maçı değerlendirmesine girmeden önce, Olympiakos karşılaşmasının ön izlemesinde ilerlediğimiz yolu takip edelim. 9 Ekim günü Benfica ile ilgili bazı sonuçlara ulaşmak istemiştik. Maç öncesi yazısı olsun yine, 9 Ekim’deki mesajımız. Tekrar olmaması adına isteyen oradan da devam edebilir.

Bir kez daha eklemeler yaparak ilerleyelim. Galatasaray, haftasonu Fenerbahçe ile oynayacak. Sezon başından bu yana olduğu gibi sakatlıklar, yine başa bela. Harry Kewell, Aydın Yılmaz, Shabani Nonda ve Mehmet Topal, en güncel isimler. Özellikle bu dört oyuncunun olmaması, sistem takımı olma yolunda adımlar atan Galatasaray’ın çehresini değiştirebilir.

Fenerbahçe maçı için konuşmaya devam ederiz, önümüzdeki iki gün boyunca. Benfica mücadelesi özelinde ise, durumlar farklı.

Grubun seri başı, Benfica. Bu anlamda Galatasaray’ın bu sezon UEFA Kupası’ndaki en zorlu eşleşmesi. Portekiz ekibinin kadrosuna baktığımızda da bu öngörünün gerçek olduğunu görebiliyoruz. Önemli silahları var, Benfica’nın. Kadrosundaki üst düzey oyuncuların yanı sıra bir diğer ciddi koz da Estadio da Luz olacaktır, Benfica adına.

Portekiz ekibi, Galatasaray’ın da benimsediği futbol fikri ile sahada olabilir bu akşam. Oscar Cardozo, David Suazo ve Nuno Gomes arasında tek bir tercih yapılırsa, Pablo Aimar’ın bu üç oyuncudan birine destek vereceğini düşünebiliriz. Ortaya çıkan görüntüde sözgelimi Suazo tek forvet olursa, arkasında Jose Antonio Reyes, Pablo Aimar ve Ruben Amorim gibi bir üçlü görebiliriz. Bu anlamda Arjantinli Angel di Maria‘nın cezası nedeniyle takımının formasını giyemeyecek olması, Galatasaray açısından ciddi bir avantaj.

Benfica, orta sahayı hızlı geçen bir ekip. UEFA Kupası 1. Turu’nda Napoli’yle Estadio da Luz’da oynadığı karşılaşmada kilidi açan gol, orta sahadaki baskının ardından gelmişti. Kısa süre içerisinde gol pozisyonuna girebiliyorlar ve bu anlamda Ali Sami Yen’de Galatasaray’ın sergilediği performansların birer benzerini ortaya koyuyorlar.

Mehmet Topal, Barış Özbek ve Tobias Linderoth’un hazır durumda olmaması, direnç anlamında Galatasaray’ı oyundan düşürebilir; ama Fernando Meira, soğukkanlılığı, futbol bilgisi ve top tekniğiyle Galatasaray’ı bu başlık özelinde rahatlatabilir. Ayhan Akman’ın da takım arkadaşına destek vermesi gerekiyor tabii.

Benfica’nın bir diğer silahı da, hiç kuşkusuz, duran toplar. Brezilyalı Kaptan Luisao, Benfica’nın bu alandaki en önemli temsilcisi. Galatasaray’ın sezon başından beri, yan toplarda yaşadığı sıkıntılar düşünülürse Benfica, takımımızın bu noktadaki eksikliğinin üzerine gidebilir. Buradan, ceza alanı çevresinde gereksiz hareketlerden çekinmemiz sonucuna da ulaşabiliriz.

Galatasaray’ın eksiklerine dönelim.

Harry Kewell. Yokluğu, Galatasaray’ın oynamak istediği futbola direkt olarak etki yapacaktır. Sistem için vazgeçilmez bir isim. Kewell’ın bir numaralı alternatifi Aydın Yılmaz’ın sakatlığının devam etmesi, diğer şanssızlık. Michael Skibbe, iki oyuncunun eksikliğinde sol kanadı Volkan Yaman ve Hakan Balta ikilisinden oluşturacaktır; fakat Hakan Balta’nın hücumdaki yetersizliği göz önüne alındığında doğru karar olur mu, bilemiyorum.

Farklı alternatifler çıkıyor tabii ortaya. Kewell’dan yoksun Galatasaray’da Arda Turan, zevk alarak oynadığı sol kanada kaydırılabilir. Sağ kanat rotasyonu da üç oyuncu arasında paylaştırılır. Yaser Yıldız, Sabri Sarıoğlu ve Serkan Kurtuluş. Arda’nın boşluğunun Yaser ile doldurulması, ilk alternatif. Diğer öngörü de Sabri’nin orta sahaya gelmesi ve bu bölgede Galatasaray’a güç vermesi, arkaya da Serkan Kurtuluş’un yerleşmesi yönünde.

Mehmet Güven sürprizi de olabilir, aslına bakarsanız; ama Gaziantepspor maçında yaşadığı güven kaybından sonra geri dönüşün çok kolay olacağını sanmıyorum. Çeşitli alternatifler var tabii. Yine de Skibbe’nin Volkan Yaman ve Hakan Balta ile başlayacağını, Arda Turan’ın sağda kalacağını düşünüyorum. Kewell’ın olmamasının bir diğer handikapı da Arda’nın Kewell ile yaptığı kanat değiştirmelerini Hakan Balta ile yapamıyor olması olacaktır.

Sonuç olarak, Galatasaray adına oldukça zorlu bir deplasman.

Maçın kader adamının Fernando Meira olmasını bekliyorum. Orta sahada Galatasaray’ın temposunu ayarlaması bakımından Meira, rakibin güçlü bölgesinde takımın lideri olacaktır. Luisao, Suazo, Cardozo ve Reyes gibi oyuncuların varlığından dolayı yan toplarda mümkün mertebe dikkatli olması gereken Morgan De Sanctis de iyi bir performans sergilemek durumunda.

Bu sezonki Galatasaray sisteminde hayati bir öneme sahip olan Milan Baros’un arkasındaki üçlüye rahat oynama fırsatı verebilmesi için yapacağı koşular çok önemli, işin diğer yüzünde. Ve tabii ki Cassio Lincoln. Kendisinden ciddi performanslar bekleme zamanı.

Galatasaray, bir puan kazanması durumunda üst tura atmak için kapağı yakalamış olur. Üç puan alırsa, liderlik üzerine konuşmaya başlarız. Aklımızdan geçirmek istemediğimiz ihtimalde ise grup özelindeki iddiasında herhangi bir kayıp yaşamaz, Galatasaray.

Sakatlık olmasın ve biz üç puan alalım, en iyisi o.

Indianapolis’ten Amare Geçti

Filed under: Basketbol,NBA — eraysozen @ 12:51 pm

NBA’de 5 Kasım 2008 gecesi, tarihteki yerini aldı.

Akılalmaz oyuncu performanslarının yaşandığı gecede başlangıcı Phoenix Suns’ın yıldızı Amare Stoudemire yaptı. Mike D’Antoni’nin takımdan ayrılması ve Terry Porter’ın takımın başına gelmesiyle Suns hücum planlarının bir numaralı opsiyonu olan Amare, topla daha çok buluşmasının yararlarını dün gece Indiana Pacers deplasmanında sahip olduğu rakamlarla ortaya koydu.

Amare Stoudemire, geceye oldukça hızlı başladı. Indiana Pacers, geçtiğimiz sezonki formülünü uygulamaya koymuştu. Marquis Daniels, Troy Murphy ve Danny Granger’ın yayın gerisinden sağladığı isabetlerle öne fırlayan Indiana Pacers karşısında Phoenix Suns adına direnci başlatan Amare Stoudemire oldu. Amare, 10 şutluk serisinin başlangıcını yaparken serbest atış çizgisinde de hatasız oynuyordu. İlk çeyrekte 27 sayıda atabilen Suns, Pacers’ın skorda 11 sayı geride kalırken Amare, takımı adına 21 sayı gönderiyordu Pacers potasına.

İkinci çeyreğe kenarda başlayan Amare, devrenin bitimine 8:40 kala oyuna girdikten sonra kaldığı yerden devam etti. Raja Bell ve Steve Nash’in arka arka gelen üçer sayılık basketleriyle birlikte toparlanmaya başlayan Phoenix Suns, yine de ilk yarı sona erdiğinde 66-59′luk Pacers’ın gerisinde kalırken Amare Stoudemire, saha içinden ilk şutunu maçın 22. dakikasında kaçırıyordu.

Üçüncü çeyrekte de görüntü değişmedi. Phoenix Suns, Amare’nin sırtına binmişti bir kere. Skorda tutmaya devam etti takımını, Amare. Çeyreğin bitimine 3:13 kala Roy Hibbert’ın turnikesiyle skoru 84-76′ya getiren Indiana Pacers, ardından gelen 0-14′lük Suns serisi ile yüzleşmek durumunda kalacaktı. Suns, Hibbert’a Amare’nin smacıyla cevap verdi. Ardından Leandro Barbosa devreyi girdi ve Suns, çeyreğin son üç dakikasında yakaladığı 14-0 ile son çeyreğe 90-84 ile önde girmeyi başardı.

Amare ve arkadaşlarının artık geri bakma gibi niyetleri yoktu. Suns, dördüncü çeyreğin ilk bölümünde Amare Stoudemire ve Grant Hill ile kontrolü eline aldı. Boston Celtics’i mağlup ederek müthiş bir özgüven kazanan Pacers da Amare’ye daha fazla dayanamayarak sahadan 113-103 ile mağlup ayrılmak durumunda kaldı.

Amare Stoudemire, 44 dakika sahada kaldığı ve 17-21 saha içi şut isabetiyle hücum ettiği karşılaşmayı -sıkı durun- 49 sayı, 11 ribaund, 6 asist ve 5 top çalma ile tamamladı. Ne Suns ne de NBA Tarihi’nde söz konusu dört kategoride bu seviyelere çıkabilen herhangi bir oyuncu bulunmuyor. Yalnızca 26 Mart 1974 günü Portland Trail Blazers deplasmanında takımı Golden State Warriors’ın 143-120 kazandığı karşılaşmada 64 sayı, 10 ribaund, 9 asist ve 5 top çalma gibi müthiş bir rakamsal performans ortaya koyan Rick Barry, Amare’ye yaklaşabiliyor; fakat bir ribaund kadar uzak kalıyordu.

Amare Stoudemire, sadece bir maçta 45 sayı-10 ribaund-5 asist-5 top çalma barajını yakalayan ilk Phoenix Suns oyuncusu oldu. NBA Tarihi’nde ise bu başarıyı gösteren toplam dört oyuncu bulunuyor:

  • Amare Stoudemire, Phoenix Suns – 2008/09
  • Larry Bird, Boston Celtics – 1984/85
  • Adrian Dantley, Utah Jazz – 1979/80
  • Rick Barry, Golden State Warriors – 1973/74

- NBA’de top çalma istatistikleri, 1973/74 Sezonu’nda tutulmaya başlanmıştı.

Amare Stoudemire, serbest atış çizgisinde de engellenemez bir performans ortaya koydu dün akşam. Maç içerisinde 15 kez kullandığı serbest atışlarda hata yapmayan Amare, kariyerinde üçüncü kez bir maçta %100 ile serbest atış kullanmış oldu (bir maçta 10′dan fazla kullanılan serbest atışlar değerlendirildiğinde). Bu konuda, aktif oyuncular arasında, yalnızca bir oyuncu Amare’den daha iyi. O da, kariyerinde dört kez %100′e ulaşan Los Angeles Lakers’ın yıldızı Kobe Bryant.

Amare, serbest atış çizgisinde başarılı olmasına karşın asıl etkileyici performansı saha içi şut yüzdesindeki rakamları oluştururken sergiledi. 17-21 ile hücum etti, Amare ve NBA Tarihi’nde 45 sayı-10 ribaund-5 asist seviyesine çıkan oyuncular arasında, saha içi isabet oranı göz önüne alındığında, en başarılı isim olmayı başardı.

  • Amare Stoudemire, Phoenix Suns – % 80.9, Kasım 2008
  • Larry Bird, Boston Celtics – % 76.0, Kasım 1979
  • Sam Perkins, Dallas Mavericks – % 73.1, Nisan 1990
  • Antawn Jamison, Washington Wizards – % 72.4, Aralık 2000
  • Michael Jordan, Chicago Bulls – % 71.4, Ocak 1989

Amare Stoudemire önderliğinde Indiana Pacers’ı 113-103′lük skorla mağlup eden Phoenix Suns’ta kenardan gelerek 30 dakika süre alan Boris Diaw 7-15 isabetle 14 sayı, 5 ribaund ve 5 asist, Grant Hill 5-10 isabetle 11 sayı, 4 ribaund, 3 asist, Leandro Barbosa 4-9 isabetle 11 sayı, 4 ribaund, 4 asist ve Raja Bell de 4-8 isabetle 10 sayı üretti.

Indiana Pacers’da 23′er sayı ile oynayan TJ Ford ve Danny Granger, 19 sayıyla oynayan Marquis Daniels’ın performansları, galibiyet için yeterli olmadı.

Amare Stoudemire, dün geceki performansıyla Hakeem Olajuwon, Michael Jordan ve Larry Bird gibi isimlerle aynı sınıfta anılacak artık. Her yeni 45-10-5 örneğinde. Daha üst seviyede, bu isimlerle beraber olabilmesi için ise, boş parmaklarından birine yüzük geçirmesi gerekiyor. Kendisi adına erken, takımı adına geç bir hedef gibi şimdilik. İzlemeye devam edelim.

2008-09 UEFA Şampiyonlar Ligi Sezonu – # 4

Filed under: Futbol,Şampiyonlar Ligi — eraysozen @ 4:00 am

Şampiyonlar Ligi’nde dördüncü maç günü geride kaldı. Fotoğraf değişmedi. Alessandro Del Piero, bu haftanın da yıldızı olmayı başardı.

Barcelona ve Sporting Lizbon’un İkinci Tur’a yükselmeyi garantilediği haftada şaşırtıcı skorlar ortaya çıktı. Salı gecesi Anorthosis’in Inter’e zor anlar yaşatması, Panathinaikos’un Bremen deplasmanından üç puanı üç golle alması ve Basel’in Nou Camp deplasmanında puan koparması, haftanın ilk sürprizleriydi. Çarşamba gecesi de ilgi çekiciydi. Juventus’un Real Madrid maçlarından tulum çıkarması ve Fenerbahçe’nin Emirates’ten puan çıkarması, beklenen gelişmeler değildi.

A Grubu
‘nda CFR Cluj, ilk iki maçta sağladığı krediyi Bordeaux maçlarını puansız kapatarak kaybetti. Yine de içerdeki Roma maçından alınacak puan, işleri yoluna koyabilir Cluj adına; ama altı puana yükselen Bordeaux ve Chelsea’yi 3-1 mağlup ederek yaşadığı kriz ortamından çıkabilme yolunda dev bir adım atan Roma, arkasına bakmayabilir artık. Chelsea, yedi puanla lider. Önünde Stamford Bridge’de oynayacağı Bordeaux ve Romanya’da çıkacağı bir CFR Cluj maçı var. Grupta görüntü, iyiden iyiye karıştı. Son maçlara kadar beklememiz gerekebilir, net sonuçlar çıkarabilmek adına.

B Grubu‘nda Inter, maceraya devam ediyor. Güney Kıbrıs’taki Anorthosis karşılaşmasında Jose Mourinho’nun takımına yakışmayacak savunma hataları yapan Inter, 2-1 öne geçtiği maçta beraberliği Julio Cruz’un kafa golüyle kurtarabildi. Anorthosis, aldığı beraberlikle ayakta kaldı. Önlerinde iç sahada oynayacakları bir Werder Bremen maçı var. Bremen, bu maçtan da puanla ayrılamazsa iç sahada üç gol yedikleri Panathinaikos’un da arkasında kalarak Avrupa Kupaları’nda bu sezonki macerasına son noktayı koyabilir. San Siro’ya gidecek Panathinaikos, son maç gününde Anorthosis’i ağırlayacak.

C Grubu‘nda Barcelona’nın gönlü, St Jakob Park’ta 5 gol ile geçtiği Basel’in grubu puansız kapamasına razı gelmemiş olacak ki, giderayak İsviçreli rakibine kıyak yaptı ve Basel, Nou Camp’tan puanı Eren Derdiyok’un golü ile çıkardı. Basel adına bir diğer önemli haber, Lizbon’dan geldi. Shakhtar’ı bir kez daha 1-0 ile geçen Sporting Lizbon, gruptan çıkmayı garantilerken Basel’in UEFA Kupası’ndan yola devam edebilmesi için umutlanmasını sağladı. Yine de Basel, zorlu bir fikstür ile karşı karşıya. Ukrayna’da kazanmak zorunda. Basel, son hafta içeride. Shakhtar, Nou Camp deplasmanında.

D Grubu
‘nda Steven Gerrard, dördüncü torbadan kura çekimine katılan Atletico Madrid’in dördüncü maçlar sonunda bir üst tura çıkmasına engel oldu. Son dakikadaki penaltı golü, Liverpool’un hayatta kalmasını sağladı. Atletico Madrid ve Liverpool, sekizer puana sahipler ve ilk iki sırada mücadelelerine devam ediyorlar. Gecenin diğer maçından da bu iki takımı sevindiren skor çıktı. Erik Gerets’in takımı Marsilya, PSV Eindhoven’ı 3-0 mağlup ederek ikili averajda rakibine karşı üstün duruma geçti ve UEFA Kupası yolunda büyük bir avantaj yakaladı. Yine de Marsilya’nın önümüzdeki maç gününde Anfield’da olacak olması, pek hayırlı sayılmaz.

4 Kasım Salı, 21.45
A CFR Cluj v Bordeaux: 1-2
A Roma v Chelsea: 3-1
B Anorthosis v Inter: 3-3
B W. Bremen v Panathinaikos: 0-3
C Barcelona v Basel: 1-1
C Sporting v Shakhtar: 1-0
D Liverpool v A. Madrid: 1-1
D Marsilya v PSV Eindhoven: 3-0

E Grubu‘nda farklı bir senaryo yok. Oldukça enteresan. Bir hafta, tüm takımlar berabere kalıyor. Takip eden iki haftada Manchester United ve Villarreal kazanıyor. Ardından tekrar, tüm takımlar berabere kalıyor. Sonuç olarak, başladığımız yerdeyiz. Manchester United, Britanya deplasmanında beraberliği Ryan Giggs ile kurtardı. Scott McDonald’ın golü, Celtic’e yetmedi. Danimarka’da AaB Aalborg, Villarreal karşısında iki kez yenik duruma düşmesine karşın sahadan beraberlikle ayrıldı. Önümüzdeki maç gününde, eşit puandaki takımlar birbirleriyle oynuyorlar. Kırılmalar meydana gelecektir.

F Grubu
‘nda beklenen skorlar ortaya çıktı. Fiorentina, Artemio Franchi’de Bayern Münih ile berabere kaldı. Andrea Mutu’nun golü Firenze’yi bayram yerine çevirse de Bayern’de ”X-Factor” Tim Borowski, Bavyera’ya puanı getirdi. Fiorentina, dördüncü maçında üçüncü beraberliğini aldı. Steaua Bükreş’i 2-0′la geçen Lyon’da Juninho, yine harika bir serbest vuruş golü atarken Fransız ekibi, grupta liderliğe yükseldi. Gerland’daki Bayern maçında alınacak muhtemel bir beraberlik, Lyon’un avantajını devam ettirmesi anlamına gelir. Steaua’nun tek amacı, UEFA Kupası. Son maç gününde Bükreş’te kazanmak zorundalar.

G Grubu‘nda Fenerbahçe, Emirates’ten ekstra bir puan çıkarmayı başarırken Kiev’den gelen haber, dengelerin bozulmasına neden oldu. Fenerbahçe’yi mağlup ederek başladığı grup mücadelesinde arka arkaya Porto ve Dinamo Kiev’e kaybeden Porto, Kiev’den son dakika golüyle 2-1 galip döndü, sıralamada da ikinci basamağa yükseldi. Sekiz puanlı Arsenal, liderliğini koruyor. Takip eden maç gününde, Londra’da Dinamo Kiev’i mağlup ederek işleri rayına tekrar oturtmak için uğraş vereceklerdir. Fenerbahçe adına Porto maçı, grubun final maçı olabilir. Mutlaka puan çıkarılması gerekiyor.

H Grubu‘nda Juventus, Real Madrid’e puan kaptırmadı. Alessandro Del Piero, 20′li yaşlarındaki performansıyla devam ediyor. Santiago Bernabeu’da attığı iki goldeki boşlukları, görebilecek üçten fazla oyuncu yoktur. Topu eliyle ağların içine koyuyor sanki. Çocukluk idolümü tekrar bu seviyede izlemek, sanki bir rüya. Birazdan uyandıraacak ve damağımızda buruk bir tat bırakacak gibi. Del Piero’nun müthiş performansıyla on puana ulaşan Juventus, dev adımlar attı grup liderliği için. Grubun diğer maçında Zenit, Şampiyonlar Ligi Tarihi’ndeki ilk galibiyetini Beyaz Rusya’dan çıkardı ve dört puanla iddialı duruma geldi.

5 Kasım Çarşamba, 21.45
E AaB Aalborg v Villarreal: 2-2
E Celtic v Manchester United: 1-1
F Fiorentina v Bayern Münih: 1-1
F O. Lyon v Steaua Bükreş: 2-0
G Arsenal v Fenerbahçe: 0-0
G Dinamo Kiev v Porto: 1-2
H Bate Borisov v Zenit: 0-2
H Real Madrid v Juventus: 0-2

Dördüncü maçların ardından gruplarda kırılmalar yaşanabileceği öngörüsünde bulunmuştuk. Beklediğimiz kadarı olmadı. Barcelona, rahat bir şekilde rüştünü ispatladı. Sporting Lizbon, Shakthar Donetsk’i yendi ve rakibi ile arasındaki farkı altı puana çıkarınca üst tura yükselmeyi garantiledi. Yalnızca iki takım. Yine de Manchester United, Villarreal, Lyon, Bayern Münih ve Juventus’u önlerini açan takımlar oldular.

A, B ve G Grupları’nda durumlar kritik. Gruptan çıkacak ya da UEFA Kupası’ndan yoluna devam edecek takımları tahmin etmek, çok da kolay değil. Bu sezon iyi gidiyor, Şampiyonlar Ligi. Öngörülerden iyi. Dördüncü maçlar sonunda ortaya çıkmasını beklediğimiz kırılmalar, beşinci maçların ardından gözler önüne serilebilir. Maçlar 25-26 Kasım’da oynanacak ve Aralık ayında tüm takımlar, yeni yollarının ne tarafta olduğunu öğrenecekler.

Arsenal v F. Bahçe, 0-0: Mazide Yolculuk

Filed under: Futbol,Şampiyonlar Ligi — eraysozen @ 2:15 am

Arsenal’in Emirates’te Fenerbahçe’yi ağırlayacağı karşılaşma öncesi, dün akşam Nou Camp’ta Barcelona ve Basel arasında gerçekleşen mücadeleden çıkan sonuç, bu akşam özelinde bazı fikirlere sahip olmamızı sağlamıştı aslına bakarsanız.

Arsenal, kendi adına Fenerbahçe maçından bu yana devam eden bir kaos ortamının içerisindeydi. Emirates’te son iki dakikasına 4-2 önde girdiği Kuzey Londra Derbisi’nde ezeli rakibi Tottenham Hotspur’a puan kaptırdıktan sonra geçtiğimiz hafta da Stoke City deplasmanında rakibinin kazandığı iki taç pozisyonunu savuşturamayarak sahadan 2-1 mağlup ayrılmak durumunda kalmıştı, Arsene Wenger’in öğrencileri.

Fransız menajer, iki maçta kaybedilen beş puandan ziyade rakip takımların kendilerine karşı oynadıkları sert oyundan yakınıyor ve Premier League’de bazı ekiplerin Arsenal oyuncularını sakatlamak adına sahaya çıktığını söylüyordu. Bu anlamda Arsenal, Fenerbahçe karşısında Emmanuel Adebayor, Theo Walcott, William Gallas ve Emmanuel Eboue gibi önemli oyuncularından yararlanamayacaktı. Uzun süreli sakatlıklarından dolayı takımdan ayrı kalan Tomas Rosicky ve Eduardo da maç kadrosuna alınmamışlardı.

Arsenal, Premier League’de kaybedilen kritik puanların ardından Manchester United ile karşılaşacağı maç öncesi kademeli bir rotasyona gidebilirdi. Bu noktada, sağlam olsalardı bile, Adebayor ve Walcott gibi oyuncuları ancak ikinci yarının belli dakikalarında izleyecektik belki de. Fenerbahçe maçı öncesi Wenger’in açıklamaları da bu yöndeydi. Fransız menajer, öncelikli hedeflerinin gerekli skoru alıp Şampiyonlar Ligi’nde iyi bir pozisyona gelmek ve daha sonra ise ilerleyen bölümde rotasyona gitmek olduğunu söylüyordu.

Fenerbahçe de Arsenal karşısında yıldızı Alex de Souza‘dan yararlanamayacaktı. Luis Aragones, bu anlamda orta sahada daha derli toplu bir yapıya kavuşabilirdi. Yalnızca kendisini iyi hissetmek adına sağ açığa Selçuk Şahin’i alıp orta sahada Claudio Maldonado’yu kullanmak zorunda değildi, Aragones. Semih Şentürk, Alex’in pozisyonunda oynayacak ve Dani Güiza da Fenerbahçe kariyerinde ilk defa Mallorca takımındaki gibi görev alacaktı. En azından maç öncesi beklentiler bu şekildeydi.

Oyunun ilk dakikaları, maçın tamamına hakim olacak futbol fikrini gösterecekti izleyenlere.

Arsenal, Arsene Wenger takımı olduğunu gösteriyor ve topla oynamak isteyen taraf olduğunu rakibe hissettiriyordu. İlk beş dakikalık bölüm içerisinde öyle bir dominasyon sağladı ki Arsenal, Fenerbahçe’ye topla oynama yüzdelerinde 83-17 gibi inanılmaz bir üstünlük kurdu. Bu beş dakikalık top yapma organizasyonunun ardından Cecs Fabregas, savunmanın arkasına bir pas atarak Robin van Persie ile kaleci Volkan Demirel’i yüz yüze getirdi; ama Hollandalı, ayağının içiyle vuruşu yapamayınca pozisyondan gol çıkmadı.

Fenerbahçe, topun arkasına geçmekten öte bir futbol anlayışı ile oynamaya devam edince mücadele, 40 metreye sıkıştı. Bu 40 metrelik bölüm içerisinde Arsenal, pas idmanı yapmaya başladı. Robin van Persie ile bir pozisyon daha yakalandı, bu kez üst direkten top geri döndü. Fenerbahçe, alabileceği ekstra puanın peşindeydi. Arsenal de, ”bir şekilde gol atarız” havasında. Oyunun geri kalan bölümü, bu şekilde geçti. Diego Lugano’nun kendine has faulünün ardından Arsenal, ikinci yarıda yakalayabileceği tek pozisyona girememiş oldu.

Diego Lugano ve Selçuk Şahin’in sarı kart görmeleri, dolayısıyla da Porto maçı öncesi cezalı duruma düşmeleri, Fenerbahçe adına gecenin en büyük handikapları. Aralık ayına kadar Önder Turacı, iyileşecek duruma gelemezse Fenerbahçe, savunma merkezinde Can Arat veya Yasin Çakmak ikilisinden birinin eline bakacak. Orta sahada da Deniz Barış’ın UEFA’ya bildirilen listede olmadığını düşünürsek, geriye tek bir alternatif kalıyor: Josico. Emre Belözoğlu’nun yakın zamanda sezonu kapattığı haberi gelecektir. Bu yüzden ihtimal dışı gözüküyor şu an için.

Fenerbahçe, bu akşam ekstra bir puan kazanmış oldu. Yine de Dinamo Kiev karşısında kaybedilen iki puanın telafisi adına kazanması gerekiyordu, Fenerbahçe’nin. Asıl kötü haber de, bu anlamda, Kiev’den geldi. Porto, Dinamo Kiev’i deplasmanda mağlup ederek, kendi adına, işleri yoluna koydu. Lucho Gonzalez, sarı kartı olmasına karşın galibiyet golünün ardından formasını çıkardı ve oyundan atıldı. İstanbul’daki kritik karşılaşmada forma giyemeyecek olması, Fenerbahçe adına büyük avantaj.

İhtimaller üzerinden devam edelim.

Fenerbahçe, dört maç sonunda galibiyet alamadı ve iki puan ile G Grubu’nun son sırasında kaldı. Bir üst sırada Dinamo Kiev bulunuyor, beş puan ile. Fenerbahçe ve Dinamo Kiev galibiyetleri ile altı puanı bulunan Porto, ikinci sırada. Fenerbahçe’nin tersine dört maç sonunda mağlubiyet almayan Arsenal, toplam sekiz puan ile lider durumda.

Önümüzdeki maç gününde Arsenal, Dinamo Kiev ile Emirates’te karşılaşıyor. Fenerbahçe maçında kaybedilen iki puan, Arsenal’e seçme şansı bırakmadı. Arsenal kazanmak zorunda olacak. Muhtemel bir galibiyette on bir puana çıkarlar. Fenerbahçe de tıpkı Arsenal gibi. Kazanmaktan farklı bir çaresi yok. Kazanırlarsa beş puana yükselirler. Yeni görüntüde, on bir puanlı Arsenal’in ardından, altı puanlı Porto ve beşer puanlı Dinamo Kiev ile Fenerbahçe sıralanırlar.

Yukarıdaki olasılıkların ardından Arsenal, gruptan lider olarak çıkmayı garantiler. Portekiz’e turistik seyahat yapar. Porto, kazanır. Kazanamazsa da Kiev’de galip gelen takım, gruptan çıkacak diğer takım olur. Fenerbahçe, kaybederse de son sırada kalarak TSL‘ye konsantre olmaya başlar.

Tüm bunların özeti olarak, Fenerbahçe’nin Avrupa’da kalabilmesi için Porto’yu kesinlikle yenmesi sonucuna ulaşabiliriz. Bakalım, başarabilecekler mi?

Kasım 5, 2008

UEFA Şampiyonlar Ligi’nde 4. Maç Günü – # 2

Filed under: Futbol,Şampiyonlar Ligi — eraysozen @ 3:08 pm

Şampiyonlar Ligi 2008-2009 Sezonu’nun dördüncü maç gününde perde, bu akşam oynanacak sekiz karşılaşma ile açılacak.

E Grubu‘nda Britanya Derbisi’nin ikinci ayağı Glasgow’da, Celtic ve Manchester United arasında. Old Trafford’daki randevuda rakibini rahat geçen Manchester United, bu kez karşısında mücadele gücü yüksek bir rakip bulabilir. Yine de Celtic’in eksikleri, İskoç ekibinin alacağı muhtemel sonuçları direkt olarak etkileyecektir. Georgios Samaras, Jan Vennegoor of Hesselink, Chris Killen, Marc Crosas ve Glenn Looves, sakatlıkları nedeniyle forma giyemeyecekler. United’da Wes Brown ve Gary Neville yok. Edwin van der Sar, dinlendiriliyor. Diğer maçta Danimarka temsilcisi Aalborg’un rakibi Villarreal.

F Grubu‘nda denk olan görüntüler, bu akşamki karşılaşmalardan çıkacak sonuçlarla birlikte değişiklik göstermeye başlayabilir. İlk iki maçta aldığı beraberliklerin ardından geçtiğimiz maç gününde Allianz Arena’dan 3-0′lık yenilgiyle dönen Fiorentina, Avrupa Kupaları’nda devam edebilmek adına Bayern Münih ile Artemio Franchi’de kesinlikle puan alması gereken bir maça çıkıyor. Grubun diğer maçında Steaua Bükreş, Lyon deplasmanında. Bükreş’teki 5-3′lük mağlubiyet sonrası istifa eden teknik direktör Lacatus’un ardından Steaua’nun gerçekçi hedefi, grup üçüncülüğü olacaktır.

G Grubu‘nda Fenerbahçe, bu sezon Avrupa Kupaları’ndaki en kritik puan mücadelesine çıkıyor. Arsenal menajeri Arsene Wenger, rakip takımların Arsenal oyuncularını sakatlamak amacıyla sahaya çıktığını söylüyor. Son gelen haber, Emmanuel Adebayor’un üç hafta sahalardan uzak kalacağı yönünde. Theo Walcott, Emmanuel Eboue, William Gallas, Tomas Rosicky ve Eduardo, Fenerbahçe maçındaki diğer eksikler. Fenerbahçe’de ise Alex, Galatasaray maçı öncesi dinlendiriliyor. Arsenal, kazanması durumunda Kiev’de gerçekleşecek Dinamo ve Porto karşılaşmasının skorunu beklemeye başlayacak.

H Grubu‘nda Real Madrid, Santiago Bernabeu’da Juventus’u konuk ediyor. İtalya’daki ilk maça kriz ortamında hazırlanan Juventus, Alessandro Del Piero önderliğinde İspanyol rakibini mağlup etmeyi başarmıştı. Bir zamanların Şampiyonlar Ligi klasiği olan eşleşmesinde, bu kez Real Madrid’in öne çıktığını söyleyebiliriz. Diğer yandan, Juventus’un muhtemel bir galibiyetinde Beyaz Rusya’daki Bate Borisov ve Zenit mücadelesinden beraberlik çıkarsa İtalyan temsilcisi, üst tura çıkmayı garantileyecek. Geçtiğimiz sezonun UEFA Kupası Şampiyonu Zenit adına bu gece son şans.

Gecenin tam programı ise şu şekilde:

5 Kasım Çarşamba, 21.45
E AaB Aalborg – Villarreal
E Celtic – Manchester United
F Fiorentina – Bayern Münih
F O. Lyon – Steaua Bükreş
G Arsenal – Fenerbahçe
G Dinamo Kiev – Porto
H Bate Borisov – Zenit
H Real Madrid – Juventus

Steven Gerrard: ”Penaltıydı!”

Filed under: Futbol,Liverpool FC,Şampiyonlar Ligi — eraysozen @ 1:45 pm

Liverpool, dün gece Şampiyonlar Ligi D Grubu maçında Atletico Madrid’den bir puanı son dakikada Steven Gerrard‘ın penaltı golüyle kurtardı.

Liverpool adına oluşan penaltı pozisyonunda da baş kahraman Steven Gerrard oldu. Maçın son dakikasına kadar Anfield Road’da skordaki üstünlüğünü devam ettiren ve muhtemel bir galibiyetle birlikte dördüncü maçlar sonunda İkinci Tur’a yükselmeyi garantileyecek olan Atletico Madrid, tartışmalı penaltı kararının ardından büyük hayalkırıklığı yaşarken Steven Gerrard, kendi adına olayı açıklığa kavuşturdu:

”Daha sonra tekrar bakacağım; ama bana kalırsa, penaltıydı. Rakibimden daha önce hamle yaptım ve o da sırtıma doğru geldi. Bu hareket, sahanın herhangi bir bölgesinde yapılmış olsaydı, serbest atış kararı çıkardı. Ve ceza sahası içerisindeydi. Yani, penaltıydı.”

Gerrard, anlaşılan o ki, futbolun sıkça tercih edilen klişelerinden birine sığınmış, tartışılan penaltı kararının ardından. Tabii olan Atletico Madrid’e oldu, orası ayrı.

Kasım 4, 2008

Liverpool v Atletico Madrid: ”İstatistik Saldırısı”

Filed under: Futbol,Liverpool FC,Şampiyonlar Ligi — eraysozen @ 4:42 pm

Şampiyonlar Ligi’nin en ilgi çekici takımlarının bir araya geldiği D Grubu’nda gecenin maçı Anfield Road’da, Liverpool ve Atletico Madrid arasında.

D Grubu’nun ilk iki sırasını paylaşan takımlardan Liverpool, ilk maç gününde Marsilya deplasmanında 2-1 kazandıktan sonra PSV Einhoven’ı iç sahada 3-1 mağlup etmiş ve Vicente Calderon’daki Atletico Madrid karşılaşmasından da 1-1′lik beraberlik ile dönmüştü. Atletico Madrid’in izlediği yol da Liverpool’unki ile benzerlikler taşıyordu.

İlk maç gününde PSV Einhoven’ı evinde 3-0 ile geçtikten sonra Marsilya’yı iç sahada 2-1 mağlup eden Atletico Madrid, Vicente Calderon’daki Liverpool maçına Barcelona ve Real Madrid maçlarında aldığı mağlubiyetlerin ardından oluşan kriz ortamında hazırlanmış, Arjantinli yıldız Sergio Aguero’dan da yalnızca 45 dakikalık bir katkı alabilmişti. Aguero, artık daha sağlıklı. Liverpool’un da önemli bir kozu var, Vicente Calderon’daki mevcut durumundan farklı olarak. Fernando Torres.

İstatistik saldırısı, bir lfc.tv klasiği olarak:

  • Maçı kazanan takım, Marsilya ve PSV Eindhoven takımlarının Fransa’daki mücadelesinden beraberlik sonucunun çıkması durumunda İkinci Tur’a yükselecek.
  • Liverpool ve Atletico Madrid, Avrupa Kupaları Tarihi’nde ilk kez birbirlerine rakip olmuşlardı. Bir önceki maç gününde Vicento Calderon’da karşılaşan iki takımdan Atletico Madrid, Liverpool Avrupa Kupaları’nda mücadele ettiği 103. kulüp olmuştu.
  • Liverpool, bu akşam kazanırsa Kulüp Tarihi’nin Şampiyonlar Ligi Grupları’na en iyi başlangıç rekorunu egale edecek. Kırmızılar, 2005-06 ve 2006-07 Sezonları’nda da ilk dört maçlık periyotlarda toplam 10 puan toplamayı başarmışlardı.
  • Liverpool, Avrupa Kupaları’nda İspanyol ekipleriyle oynadığı son yedi maçta yalnızca bir kez sahadan mağlubiyetle ayrıldı.
  • Liverpool, Anfield Road’da İspanyol temsilcileri ile oynadığı son on iki Avrupa Kupası maçında yalnızca üç kez sahadan galibiyetle ayrılmayı başarırken son beş maçın üçünü kaybetti ve diğer ikisinde skordaki eşitliği bozmayı başaramadı.
  • Liverpool, Anfield Road’da İspanyol temsilcileri ile oynadığı ve sahadan galibiyet ayrıldığı son maç 2001 UEFA Kupası Yarı Finalleri’ndeki Barcelona maçıydı. Kırmızılar, karşılaşmayı Gary McAllister’ın penaltı golüyle 1-0 kazanarak Final’e yükselmeyi başarmışlardı.
  • Liverpool, Avrupa Kupaları’nda evinde karşılaştığı İspanyol ekipleriyle oynadığı son dokuz maçta yalnızca iki kez skor yapabildi.
  • Liverpool’un Avrupa Kupaları’nda evinde karşılaştığı İspanyol ekiplerine attığı son golün sahibi Michael Owen- Barcelona, 2001. Liverpool, geri kalan 433 maç dakikasında Anfield’da herhangi bir İspanyol takımına gol atmayı başaramadı.
  • Liverpool, Şampiyonlar Ligi Grupları’nda İspanyol ekipleriyle karşılaştığı son dört maçın ikisinde mağlup taraf olurken diğer iki maçta skordaki eşitlik bozulmadı.
  • Rafa Benitez menajerliğinde Liverpool formasıyla en çok gol atan üçüncü oyuncu, bu akşam Atletico Madrid’in başarısı için sahaya çıkacak olan Luis Garcia. İspanyol oyuncu, Liverpool adına Şampiyonlar Ligi’nde toplam 10 kaydetmeyi başardı. Bu başlıkta Luis Garcia’nın üzerinde yer alan diğer iki oyuncu Steven Gerrard ve Peter Crouch.
  • Daha önce Portekiz takımı Benfica’da forma giyerken 2006 yılında Anfield Road’daki Şampiyonlar Ligi maçında Liverpool ağlarını sarsan Simao Sabrosa, Vicente Calderon’daki maçı da boş geçmeyince Şampiyonlar Ligi’nde iki ayrı takımda Liverpool’a gol atmayı başaran ilk oyuncu oldu.
  • Şampiyonlar Ligi’nde İspanyol ekipleriyle dokuz kez karşılaşan Liverpool, tamamı İspanya’da olmak üzere, sahadan yalnızca iki defa galibiyetle ayrılabildi.
  • Liverpool formasıyla Avrupa Kupaları’nda hat-trick yapabilen toplam 16 oyuncu var. Son isim, Kasım 2007′de Beşiktaş maçında Hakan Arıkan’ın koruğu kaleye üç gol birden gönderen Yossi Benayoun. Avrupa Kupaları’nda deplasmanda oynanan bir karşılaşmada aynı başarıyı gösteren son Liverpool oyuncusu ise, altı yıl önce Moskova’da sahneye çıkan Michael Owen olmuştu.
  • Fernando Torres, Atletico Madrid için çıktığı 244 karşılaşmada 92 gol kaydetmeyi başardı. İspanyol oyuncu, Avrupa Kupaları’nda yalnızca dört kez Liverpool’un ilk 11′inde yer alamazken Liverpool, bu karşılaşmalardan birini kaybetti, diğer üçünde sahadan galibiyetle ayrıldı.
  • Dirk Kuyt, ilk 11′de başladığı son altı maçta beş gol atmayı başardı.
  • Liverpool’un önündeki fikstürde alacağı ilk galibiyet, Rafael Benitez menajerliğindeki 150. resmi maç zaferi olacak.
  • Atletico Madrid, Avrupa Kupaları’nda 190 maça çıktı. Bu karşılaşmaların 107′sini kazanırken 52 maçı kaybetti. Geri kalan 31 maç ise, beraberlikle sonuçlandı.
  • Şampiyon Kulüpler Kupası ve Şampiyonlar Ligi’nde toplam 52 maç çıkaran Atletico Madrid, 28 galibiyet ve 7 beraberlik alırken kalan 14 maçta sahadan mağlubiyetle ayrılmak durumunda kaldı.
  • Robbie Keane’in Vicente Calderon’da attığı gol, Atletico Madrid’in Şampiyon Kulüpler Kupası ve Şampiyonlar Ligi toplamında kalesinde gördüğü 50. gol olmuştu.
  • Atletico Madrid, İngiliz deplasmanlarındaki son altı maçında yalnız bir kez kazanabildi.
  • Atletico Madrid’in İngiliz deplasmanlarındaki son galibiyeti, 1997-98 UEFA Kupası Sezonu 1. Turu’ndaki Leicester maçında geldi. Atletico, Filbert Street’ta mücadeleyi 2-0 kazanmayı başarmıştı.
  • Atletico Madrid, bu akşam da kaybederse 1998′deki Aston Villa ve 2007-08 Sezonu’ndaki Bolton Wanderers maçlarının ardından İngiliz deplasmanlarında arka arkaya üçüncü kez mağlup olarak sahadan ayrılmış olacak.

Marsilya’nın Velodrome’daki PSV Eindhoven karşılaşmasına puansız olarak çıkacağını düşünerek Fransız ekibinin sahadan galibiyetle ayrılmasını bekleyebiliriz. Bu anlamda Anfield Road’da kazanan taraf, İkinci Tur’a yükselmeyi de başaracaktır. Fernando Torres adına geçmişi olan bir maç. Kenarda başlayabilir, ama mutlaka bu gösterinin içerisinde olacaktır.

Atletico Madrid, ilk maçtan farklı olarak bu kez daha güvenli. Vicente Calderon’daki beraberlik golü, Madrid adına son derece stratejik bir hamleydi. Sergio Aguero’nun kendisini gösterebilmesi için müthiş bir fırsat. Fernando Torres’in Vicente Calderon’a gerçekleşmeyen geri dönüşüne karşın Liverpool’da Luis Garcia, çok sevildiği Kop tribünüyle hasret giderebilir.

Neler olacak, tahmin pek kolay değil. Yine de Liverpool’un galibiyetini sürpriz olarak karşılayamayız. Aguero ve Simao, dayanmaya çalışabilir; ama ortaya harika görüntüler çıkacaktır, Anfield Road’da. Burası kesin.

UEFA Şampiyonlar Ligi’nde 4. Maç Günü – # 1

Filed under: Futbol,Şampiyonlar Ligi — eraysozen @ 4:14 pm

Şampiyonlar Ligi 2008-2009 Sezonu’nun dördüncü maç gününde perde, bu akşam oynanacak sekiz karşılaşma ile açılacak.

A Grubu‘nda CFR Cluj, Fransa’da 1-0 kaybettiği Bordeaux’yu ağırlıyor. Bordeaux, puan alamadan kapattığı ilk iki maçın ardından işleri tekrar yoluna koymak adına kazanmak zorunda. Dört puanlı CFR Cluj, alacağı en az bir puan ile Bordeaux’yu altında tutmak isteyebilir. Tıpkı Bordeuax gibi üç puanlı bir diğer takım olan Roma, krizden çıkmak için Chelsea’yi mağlup etmeyi deneyecektir. Chelsea, Roma deplasmanında kazanırsa, Romanya’dan gelecek habere göre üst tura çıkmayı garantileyebilir.

B Grubu
‘nda ilk üç maçta gösterdiği sürpriz performansla ayakta kalan Anorthosis, Jose Mourinho’nun takımı Inter’i Güney Kıbrıs’ta konuk ediyor. Anorthosis, ayakta kalmak istiyorsa puan almak durumunda. Aksi takdirde Bremen’deki Werder Bremen- Panathinaikos maçı sonucunun ardından iç sahadaki Bremen maçında grubun finalini oynarlar. Anorthosis’in Inter karşısındaki muhtemel mağlubiyeti, Bremen ve Panathinaikos’u üst turlar için tekrar ümitlendirecektir.

C Grubu
‘nda Barcelona, St Jakob Park’ta 5-0 mağlup ettiği Basel’i bu kez Nou Camp’ta yenerek üst tura çıkmayı garantilemek istiyor. Mircea Lucescu’nun takımı Shakhtar Donetsk, Sporting Lizbon deplasmanında kazanamazsa Barcelona’nın galibiyeti Katalanlar’a İkinci Tur vizesi için yeterli olacak. Aksi halde Shakhtar Donetsk, hala bir şansa sahip olabilir. Basel galibiyetinin ardından oldukça şanssız iki mağlubiyet birden alan Shakhtar, Lizbon’da kendi adına grubun finalini oynayacak.

D Grubu
‘nda gecenin maçı Liverpool ve Atletico Madrid arasında, Anfield Road’da. Kazanan takımın Fransa’daki Marsilya-PSV Eindhoven maçının skoruna göre üst tura çıkabileceğini söyleyebiliriz. Üç maç sonunda puansız bir şekilde son sırada yer alan Marsilya, PSV önünde kazanmak adına her şeyi yapacaktır. Bu ihtimalde Marsilya ve PSV Eindhoven, puanlarını eşitlerken Anfield’da kazanan takım 10 puana çıkıyor ve İkinci Tur’a yükselmeyi garantiliyor. Bu gece, net bir görüntü ile karşılaşabileceğimizi düşünüyorum.

Gecenin tam programı şu şekilde:

4 Kasım Salı, 21.45
A CFR Cluj – Bordeaux
A Roma – Chelsea
B Anorthosis – Inter
B W. Bremen – Panathinaikos
C Barcelona – Basel
C Sporting – Shakhtar
D Liverpool – A. Madrid (Star Tv, Canlı)
D Marsilya – PSV Eindhoven

Sonraki Sayfa »

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.